18 Ekim 2016 Salı

Bakir ve alasimlarinda gorulen bozulmalar

Doğada serbest halde bulunan bakır, insanın ilk kullandığı madenIerden biridir. Saf haldeyken yumuşak olduğundan kolaylıkla işlenir. Fakat bu yumuşaklığından dolayı dayanıksızdır. Bakıra sertlik ve dayanıklılık vermek amacıyla içine başka metaller katılarak bakır alaşımları elde edilmiştir. Yaklaşık olarak M.Ö. 3500 yıllarında yumuşak metal halindeki bakıra kalay katılarak tunç (bronz), yine bakıra çinko karıştırılarak pirinç gibi alaşımlardan; paralar ve çeşitli eşyalar yapılmıştır.

KLORÜRLER: Endüstri alanlarında, deniz kenarlarında bulunan bakır ve alaşımları üzerinde görülen bozulmalar Atmosferdeki fazla klorür gazının nemli ve oksijenli ortamda metale etki etmesinden dolayı meydana gelirler (Klorür).Bakır önce klorürle birleşerek Bakır bir Klorürü oluşturur .Bakır bir Klorür atmosferdeki nem ve fazla oksijenle reaksiyona girip Bazik Bakır Klorürü meydana getirir. Bu Bronz hastalığı denilen PARATAKAMİT adı altında açıklanır. Ve zümrüt yeşili rengindedir.
Paratakamit örneği

Ayrıca atmosferde oluşan klorür gazı ile suyun birleşmesinden meydana gelen zayıf da olsa klorür gazı ,klorür asidi, oksijenin bulunduğu ortamda metalik bakırla reaksiyona girerek Bakır bir Klorürü oluşturur. Bu bir tür bakır hastalığıdır ve yeşil renktedir. Yine oksijenli ortamdaki Klorür asidi rutubetli ortamda Bakır Oksitle reaksiyona girip Bazik bakır klorürü oluşturur.
Ayrıca klorür asidi rutubetli ortamda Bazik bakır karbonatla reaksiyona girip yine bakır hastalığı olan Bazik bakır klorürü oluşturur. Bu oluşumların tekrarlanmasıyla bozulmalar süreklilik kazanır. Toprak altındaki eserlerde de çevrede klorür bulunduğunda atmosferdeki gibi bozulma olur. Bu yüzeyde hızlı derinde yavaştır.
SÜLFATLAR: Endüstri alanlarında ve yoğun yerleşme yerlerindeki atmosferdeki normalin üstündeki Kükürt Dioksit, oksijenli ve rutubetli ortamda Bakırla reaksiyona girerek önce Bakır Bir Oksidi daha sonra Bazik Bakır Sülfatı oluşturur. Bakır Bazik Sülfat genellikle yeşil renktedir. Toprak altında görülmez.
SÜLFÜRLER: Endüstri alanlarında ve bataklık bölgelerde bulunan Kükürtlü Hidrojen gazı Bakır eserlerle bir arada bulunduğunda yüzeyde siyah bir tabaka oluşur. Ancak Kükürt Hidrojen Bakırlara Kükürt Di Oksitten daha az etki eder. Ayrıca ortamda rutubetin bulunması halinde Bazik Bakır Sülfat meydana gelir.
NİTRATLAR: Endüstri alanlarında Amonyak gazının bulunduğu zamanlarda Bakır Nitrat meydana gelir. Ayrıca ortamda Kükürt Di Oksit su ve Oksijeninde yer alması halinde önce Amonyum Sülfat oluşur, daha sonra Amonyum Sülfat Bakırla reaksiyona girerek korozyon yapıcı olan yeşil kristalli Bakır Nitratı ve Bakır Sülfatı meydana getirir. Atmosferde Nitrik asit oluşturan Azot Di Oksit ,su ve Oksijenin bulunduğunda bakırların yüzeyinde bakırların yüzeyinde Bazik Bakır Nitrat oluşur.

KARBONATLAR: Atmosferde oksijen, azot, az miktarda argon ve değişik miktarlarda Karbon Di Oksit ve nem vardır. Bu arada Karbon Di Oksit ve nemin normalin üzerinde olması halinde bunlar bakır oksitle reaksiyona girerek Bazik Bakır Karbonatı oluşturur. Bunlardan MALAHİT yeşil, AZURİT mavi renklidir.

Mikroskop altında azurit görünümü
malahit örneği



17 Ekim 2016 Pazartesi

Demir

Nemli havalarda kolaylıkla paslanan, meteoritlerde doğal olarak bulunan ve birçok volkanik taşla bir arada olan metalik bir element olan demir en fazla kullanılan metaldir.
M.Ö. 2000lerde aletler ve silahlarda bronzun yerini demirin aldığı Demir Çağı başlamıştır. Bu değişimin nedeni, bir miktar karbonla alaşımlandığında demirin bronzdan daha sert, daha sağlam olması ve daha keskin bir ağza sahip olmasıdır.

Demir


Demir Objelerde Görülen Bozulmalar
Oksitler: Demirde görülen en yaygın korozyon (bozulma) Kırmızı-Kahverengi Pas olan Demir Hidroksit ve Sulu Demir Oksit karışımıdır. Ayrıca atmosfer etkisi altında kalan demirin yüzeyinde kırmızımsı bir oksidasyon tabakası olan yine sulu demir oksit meydana gelir. Bu pasın oluşması için (oksidasyonu) ortamda oksijen, nem ve karbondioksitin bulunması gerekir.
Klorürler: Endüstri alanlarında ve deniz kenarlarında atmosferdeki klorür tuzları demir yüzeyinde demir klorürü oluşturur. Nem çekici bir tuz olan Demir Klorür atmosferdeki rutubeti emerek demir hidroksiti ve klorür asitini meydana getirir.
Sülfürler: Endüstri alanlarında ve bataklıklarda bulunan kükürtlü hidrojen, oksijenli ortamda demire etki ederek yüzeyde koyu renkli demir sülfür oluşmasına yol açmaktadır.
Aseti Asit: Demir eserler meşe türünden ahşap bir depoda saklanırsa, Meşenin yaydığı gaz buharlan demire etki ederek bozulmalara neden olur.
Galvanik Bozulmalar: Demir başka bir metalle bir arada kullanıldığında Örn: Diğer bir metalle yapılan kenetlerde, kurşunla bronzla bakırla bir arada kullanılması gibi durumlarda galvanik bozulma olur.

Demir Objelerin Temizlik ve Koruma Yöntemleri
            Geleneksel temizleme ve stabil hale getirme yöntemleri dört ana işleme dayandırılmaktadır:
Elektrolitik redaksiyon : %5’lik NaOH (sodyum hidroksit) ve çinko yaprakları veya asetik asit, amonyum klorür, saf su ve alüminyum tozu karışımı ile yapılırdı. Isı ile yapılan uygulamalarda yaygındır.
Elektrokimyasal temizleme : Bir eserin korozyonu yalnızca yüzeyde olup özü sağlamsa Bakırda olduğu gibi Sodyum Hidroksit ve Çinko ile eserin yüzeyindeki korozyon tabakası indirgenir. Eser altlı üstlü çinko parçacıkları ile damıtık suda % 10-20 arası Sodyum Hidroksit içerisinde yaklaşık iki saat kaynatılır. Çinko sıcak Sodyum Hidroksitte çözülerek Sodyum Zinkat ve Hidrojeni oluşturur. Hidrojen korozyon tabakalarından Ferrik Asit ve Ferrik Klorür ile reaksiyona girer ve bunun sonucunda eserde yalnız demir kalır.
Kimyasal temizleme : %10 sodyum hexametafosfat,%5 oksalik asit,%5 amonyum asetat ile yapılır.  Devamlılık gösteren yüzey birikintilerine sahip objelerde, bu tabakayla çok daha hızlı bir reaksiyona girecek EDTA gibi 7.5 pH’a sahip disodyum tuzu kullanılabilir.

Mekanik temizleme : En yaygın olarak kullanılan yöntemdir. Demir bir obje temizlenmeden önce metalin durumu incelenmelidir, radyografi çok yararlı bir metot olmasına karşın her zaman sağlanamamaktadır. Demir çekirdeğin varlığı bir “mıknatıs” yardımı ile anlaşılabilir veya korozyon tabakasına metal iğnelerle sondaj yapılır; ancak bu  tahrip edici olabilir. Bozulma tabakasının kalınlığını bilmek gerekir, çünkü objenin orijinal yüzeyi her zaman metal çekirdeğinden oluşmaz, masif bozulma tabakası içinde de yer alıyor olabilir.

14 Ekim 2016 Cuma

Metalurji


Bakır Madeni
Metalurjinin ilk dalı bakırcılıktır. Bakır madeni doğada saf olarak bulunabilir aynı zamanda cevher halinde de bulunabilir.Cevherlerin renkleri mavi, yeşil, siyah-sarı gibi renklerdir. Metalin ilk kez Anadolu'da kullanıldığı öngörülmektedir. Anadolu'da yapılan kazılar metalin tarihini gerilere götürmektedir. Örneğin; Diyarbakır Çayönü.

M.Ö. 7200-6750'ye tarihlenen metal buluntular bulunmuştur. Önceleri malahitin rengi mavi olduğundan kolye için boncuk yapmışlardır.İlk metal buluntular ise dövülerek yapılmış boncuklardır.
Metalin kökeni Anadolu'dan Ermenistan'a oradan da Afganistan'ın dağlık bölgelerine kadar uzanmaktadır.

Kalay cevheri; altın, bakır, kurşun üretimi için hangi yöntemlerin kullanıldığını bilen ustalar tarafından indirgenmiştir. İlk başlarda kalay, kurşun, antimon ayrımı yapılamamıştır. Kalay, bronz eldesinde bakır metalinin eritilmesinden önce bakıra karıştırılıyor sonra birlikte eritiliyorlardı. Böylece nitelikli bakır elde ediliyordu. İlk tunç (bronz) eserlerin içinde antimon ve kurşun da vardı. Zamanla insanoğlu bakırın içine katılan kalay ile, bu doğal bakır+kalay karışımından yapılan madene benzer objelerin yapıldığını görmüştür. Bundan sonra bilinçli denemeler başlamıştır. Katılan metal oranlarının belli sınırları tespit edilmiştir.

Yakındoğu'da Demir Çağı, M.Ö. 1200 yıllarında başlamıştır. Demir, doğadaki haliyle alınıp kolayca işlenebilir bir metal değildir. Demirci ustasının, bu metali pürüzsüz bir yüzey haline getirmesi için karbon ile işleme sokması, tavlaması, soğutması gerekmiştir. Bu nedenle ustaların belli el aletlerini tanımaları, metalurji yöntemlerini iyi bilmeleri ve aralarında bilgi alışverişinde bulunmaları gerekmektedir.

Bakır alaşımlarının. özellikle bronzun keşfinden sonra, döküm tekniğinde hızlı gelişmeler kaydedilmiştir, Bronz, döküm için oldukça elverişli bir madendir. Bronz için farklı döküm teknikleri bulunmaktadır;

  • Kaybolan formda wax eritme yöntemiyle döküm
  • Bronz kalıp içinde döküm
  • Taş kalıp içinde döküm
  • Kaybolan kum formunda döküm
  • Pişmiş topraktan çok bölümlü döküm

12 Ekim 2016 Çarşamba

Cam Malzemenin Bozulmasi

  Camın bozulmasına ya da yıpranmasına yol açan temel etken sudur. Arkeolojik gömü ortamında camın içindeki alkali maddeler suyun etkisiyle çözünüp, yıkanacaklardır. Suyun süzülmesine uygun olan kumlu ve killi topraklarda bu çözülme daha şiddetli biçimde gerçekleşmektedir. Kil oranı yüksek topraklarda cam objeler daha iyi korunabilirler. Kuru mezarlarda ve nemli olmayan ortamlarda cam çok iyi şekilde korunmaktadır. Ortam sıcaklığı yükseldikçe alkali maddelerin (silis) yıkanıp çözünme oranı artar ve toplam alkali kaybı her zaman kaybedilen silis miktarından fazla olur.

Bozulmaya uğramış bir cam obje


    Alkali maddelerin kaybından kaynaklanan fiziksel tahribat arkeolojik cam objelerde gök kuşağı renklerinde olur. Uzun yıllar süren yıkanma ile çözünmeye bağlı alkali maddelerin kaybı sonucunda belirgin silis tabakaları geride kalır. Alkali maddelerin uzun süre çözünmesi sonucunda silis katmanları birikerek 0,5 mm kalınlığında bir tabaka oluşumuna yol açarlar. Bu tabakalar tek biçimli ve yoğun olabileceği gibi, hassas, dökülen tabakalar halinde de görülebilir. Tüm arkeolojik objeler bu anlamda birbirinden farklıdır, aşınma biçimleri, yüzeyde çukurlar ve derin korozyon cam objenin bir yüzünde görülürken, diğerinde bu bozulmalara hiç rastlanmayabilir.
    Silisin düşük PH değerlerinde çözünmesi minimum düzeydedir, fakat florür ve fosfat belli anyonların varlığı söz konusu olduğunda cam objenin bozulma oranı artar. Bu iyonlar camın hızla tahrip olmasına yol açabilir ve bu koşullar sodyum fosfatın tuz çözeltilerinde daha da zarar verici olur. Bakteri saldırısının muhtemel bir tehdit olduğu düşünülmekle birlikte, kurşun içeriği yüksek camlarda sülfat indirgeyici bakterilerin etkisi dışında, bakterilerin cam objelerin bozulmasını arttırıcı etkisi olduğuna ilişkin kesin bir kanıt yoktur.

Metalin Oykusu


    Neolitik Çağ, M.Ö. 11.500-5500 yılları arasında yaşanmıştır. Neolitik Çağ’da iklim koşullarının düzelmesi nedeniyle insanlar mağaralardan çıkarak, ovalara ve su kenarlarına inmiş, yerleşik hayata geçmeye başlamışlardır.
    İlk seramik Neolitik Çağ’da görülmüştür. Metal de bu dönmede ortaya çıkmış ve çağdaş insanın bir parçası haline gelmiştir.
Metal Çağları ise şöyledir;
Bakır Çağı: M.Ö. 6500-3000
Tunç Çağı: M.Ö. 3000-1200
Demir Çağı : M.Ö 1200-580
R.J.Forbes’in hazırladığı çizelgeye göre metalin 4 evresi bulunmaktadır;
1.Evre: Metalin diğer taşlardan ayırt edilemediği doğal metal evresi
2.Evre: Doğada doğal halde bulunan altın, gümüş, bakır ve meteorik demiri kesme dövme işlemlerinin yapıldığı evre
3. Evre : Karışımın birincil etmen olduğu, metalin cevherden ayrılıp işlendiği, alaşımın ortaya çıktığı maden evresidir. Bu evrede kurşun, gümüş, altın, bakır, kalay gibi metallerle , tunç ve pirinç gibi alaşımlar vardır.
4.Evre : Dövme demir ve çeliğin işlenmesinin temel faktör olduğu demir evresidir.
    İnsanlar, ilk önceleri tabiatta doğal halde gelişi güzel bulunan altın, bakır, gümüş ve meteorik demiri diğer taşlardan ayırt edememiştir. Topladıkları bu doğal metallere taş, ahşap, kemik aletlere uyguladıkları işlemlerin aynısını uygulamışlardır. Zamanla doğal metallere uygulanan ilk işlemler geliştirilmiştir. Böylelikle öğütme, kesme, tavlama ve dövmenin tipik yöntemler olarak yer aldığı işleme pratiği ortaya çıkmıştır. Böylece metalürji doğmuştur. Bundan sonraki süreçte metallerin eritilerek dökülebilirliği keşfedilmiştir. Metallerin indirgenme tekniği ortaya çıkmıştır. Kurşun, antimon gibi metaller başka madenlerden ayrıştırılmış, iki farklı metalin karıştırılmasıyla alaşım ortaya çıkmıştır. Alaşımın başlamasıyla insanlar alaşım oluşturacak metallerin oranlarını belirlemek için denemelere başlamıştır. Oranları belli sınırlar arasında tutmak zorunluluk haline gelmiştir.

Demir evresinde demirin işlenmesi, tavlanması, sertleştirilmesi karışımdan daha önemli olmuştur. Bu nedenle yeni tekniklerin keşfedilmesi ve bunların uygulanması işlemlerine başlanmıştır.

11 Ekim 2016 Salı

Rekonstrüksiyon, Renovasyon, Reintegrasyon


Rekonstrüksyon (Yeniden yapım)
Tümüyle yıkılmış, yok olmuş, veya çok harap durumda olan bir taşınmaz kültür varlığının  elde bulunan belgelere dayanılarak yeniden yapılması ancak özel durumlarda kabul edilen bir uygulamadır. Yeni yapı, yerine yapıldığı anıtın tarihi dokusuna, özgün malzeme ve işçiliğine sahip değildir. Bir kopya, tarihi yapının kütle ve mekanlarını ancak biçimsel olarak canlandırmaktadır.
Renovasyon,Rehabilitasyon (Yenileme)
Zamanla değişen yaşam biçimi ve ona bağlı istekler nedeniyle birçok tarihi yapı özgün işlevini yitirmekte, ilk yapılış amacından farklı bir işleve hizmet etmek için yenilenmektedir. Hamam, tekke, kervansaray, manastır gibi tarihi yapı türleri ancak özel durumlarda özgün işlevlerini sürdürdüklerinden, bu yapı türlerinin farklı amaçlar ile kullanılmaları zorunlu olmaktadır. Konut, otel gibi işlevleri günümüzde de geçerli olan binalar ise bugün yapılan benzerlerinin konfor koşullarını sunmaktan uzak olduklarından, işlevsel olarak eskiyerek standart altı kalmakta, güncelleştirme yapılmadığında, terk edilerek harap olmaktadır. Yeniden kullanım, eski binaların yıkımdan kurtarılması için bir araçtır.
Reintegrasyon (Bütünleme)

Bir bölümü hasar görmüş yahut yok olmuş yapı ve öğeleri ilk tasarımlarındaki bütünlüğe kavuşturacak biçimde çağdaş ya da  geleneksel malzeme kullanarak tamamlama işlemine reintegrasyon  (bütünleme)  denilmektedir. Bütünlemeyi yönlendiren etmenler estetik, işlevsel ya da strüktürel denge kaygıları olabilir. Yıkık durumda göze hoş gelmeyen bir yapı bütünlenerek, hem estetik bütünlüğüne kavuşur, kullanılabilir duruma getirilir hem de tümüyle yok olmaktan kurtarılabilir.

10 Ekim 2016 Pazartesi

PALEOLİTİK CAG


PALEOLİTİK ÇAĞ
Alt Paleolitik 2,5 milyon -200.000
Orta Paleolitik 200.000-40.000/35.000
Üst Paleolitik 40.000/35.000-20.000
Erken Epipaleolitik 20.000-15.000 (Kebaran)
Orta Epipaleolitik 15.000-13.000 (Geometrik Kebaran)
Geç Epipaleolitik    Erken Natufian 13.000-11.000
                                 Geç Natufian 11.000-10.000

Alt Paleolitik Çağ
Alt paleolitik çağda yaşayan insan türleri Homo Habilis ve Homo Erectus'tur. Bilinen en eski alet kesici bir kenar elde etmek amacıyla bir ya da iki yüzden yontulmuş çakıllardır.
Homo Erectus döneminde ise iki yüzeyli aletler el baltaları üretilmiştir.Afrika dışındaki alt paleolitik dönem merkezlerine baktığımızda Levand Bölgesi'nin (Doğu Akdeniz'de) güneyindeki Rift Vadisindeki YİRON arkeolojik siti bilinen en eski buluntu yerleri arasındadır.
Açık havada bırakılan bulunttuların olduğu yerlere açık hava sitleri denir.
Türkiye'de ise Doğu Akdeniz Bölgesinin kuzey ucunda bulunan Hatay Bölgesindeki Ali Efendi Deresi yakınlarındaki bir arkeolojik sitten ele geçirilen endüstriler önemlidir.
İnsan alt paleolitiğin başlangıcında doğal yangınlardan kor toplama yoluyla ateş elde ederken günümüzden 400.000 yıl önce istediği zaman ocağını yakabilen bir varlık haline gelmiştir.Ateşin bulunması sonucunda yiyeceklerin artık pişirilerek tüketilmesiyle birlikte beyin fonksiyonlarında önemli bir gelişim yaşanmıştır.Ateşin yaydığı ısı ve ışık sayesinde günlük yaşam süresi uzamış ve soğuk iklime uyum sağlanmıştır.Ateş yine bu özellikleriyle günlük yaşamın kendi etrafında organize olmasına yol açmıştır.Bu durum ise grup bireyleri arasındaki sosyal bağların güçlenmesine sebep olmuştur.
Anadolu Coğrafyası üzerindeki en eski buluntu yeri günümüzden 1 milyon yıl öncesine dayanan Konya yakınlarındaki DURSUNLU sitidir.
Anadolu Alt Paleolitik Buluntu Yerleri
-Yarım Burgaz Mağarası 400.000 yıl öncesine ait iki yüzeyli aletlere rastlanmıştır.
-Antalya Karain Mağarası 500.000 yıl öncesine ait iki yüzeyli aletlere rastlanmıştır.
-Kaletepe Deresi (Niğde Göllüdağ) 500.000 yıl öncesine ait obsidyen alet örnekleri
-Şeyhiremus Tepesi Adıyaman yakınlarında
Orta Paleolitik Dönem
Bu dönemde Homo Sapiens Neanderthal adı verilen insan türü yaşamıştır.
Alt paleolitik dönemin iki yüzeyli aletlerinin yerine çok daha ince bir işçilik gösteren ancak çok daha etkin özelliklere sahip aletler üretilmiştir.
Orta paleolitikteki en önemli gelişme insanın ENTELEKTÜEL yapısındaki değişimdir.Bu gelişme bir öteki dünya algısının sonucu olarak ölülerin gömülmesi ve çeşitli ölü ritüellerinin düzenlenmesidir.İran'da Şanidar Mağarası'nda bulunan yaşlı bir Neanderthal gömüsü papatyalardan oluşturulmuş bir çiçek yatağı üzerine yerleştirilmiştir.(60.000 yıl önce)
Alt paleolitikteki yerleşim yerleri orta paleolitik dönemde de mevcuttur.
Üst Paleolitik Dönem
Günümüzden 40.000 yıl önce Neanderthal yok olur ve ortaya Homo Sapiens çıkar.
Üst paleolitikle birlikte taşın yanı sıra hayvan kemikleri ,dişler,boynuzlar,yumuşakça kabukları(salyangoz,midye kabukları) yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.Üst paleolitik dönemde alet üreten aletler ortaya çıkmıştır.
İnsanoğlunun gelişim safhası boyunca çevresel faktörlerin bu sürece etkisi göz ardı edilemeyecek kadar büyüktür.İklim koşullarındaki değişiklikler insanoğlunun yaşam stratejilerini doğrudan etkilerler.Son buzul çağı boyunca yakın doğunun genel iklimsel karakteristiği soğuk ve kurak olarak tanımlanabilir.Genel bitki örtüsü çöl ve bozkır alanlarından oluşur.Doğu Akdeniz boyunca ve Akdeniz sahillerinde dağların batıya bakan yamaçları bitki örtüsü bakımından ormanlık yamaçlar olarak tanımlanır. M.Ö 13 bin civarlarında sıcaklık değerlerinde ani bir yükselme yaşanır.Bu yükselme literatüre Boling Alerad evresi olarak geçmektedir.Daha sonraki 2000 yıl içerisinde belli dalgalanmalar yaşansa da genel eğilim sıcaklıkların düşmesi yönündedir. M.Ö 11.000 ile 10.000 tarihleri arasında buzul çağın iklim koşullarına yeniden bir dönüş yaşanır.Bu dönem literatürde YOUNGER DRYAS olarak adlandırılır.Soğuk ve kurak iklim koşulları M.Ö 10.bin yılda son bulur ve sıcaklık değerlerinde ani bir yükselme yaşanır.Bu yükselme 2000 yıl boyunca devam eder.Yakın doğuda younger dryasın son bulması ve HOLOSEN  dönemin başlaması Neolitik Çağ'ın başlangıcıyla aynı döneme gelmektedir.






7 Ekim 2016 Cuma

KAGİT ESERLERDE KARSİLASİLAN BOZULMALAR

KAĞIT ESERLERDE KARŞILAŞILAN BOZULMALAR

Kimyasal bozulmalar
-Zararlı gazların etkisiyle oluşan bozulmalar
-Taneciklerin kağıda etkileri
-Kuruyarak kırılganlaşmış kağıt eserler

Biyolojik bozulmalar
Böcekler
Mikroorganizmalar(mantarlar ,bakteriler)
Kemiriciler

Fiziksel bozulmalar
İnsan eliyle oluşan bozulmalar
Sıcaklık etkisiyle oluşan bozulmalar
Bağıl nem etkisiyle oluşan bozulmalar
Işık etkisiyle oluşan bozulmalar

Diğer
Çalınma(hırsızlık)
Yangın
Su baskını
Deprem
KİMYASAL BOZULMALAR
En iyi kullanım ve depolama şartları sağlansa bile selüloz asit tarafından saldırıya uğrar.bu saldırı sonucunda da rengi değişir sertleşir ve kolay kırılır bir hal alır.uygun olmayan şartlar örneğin fazla ısı, ışık ve nem  bu süreci hızlandırır.
Kağıdın kimyasal etkenlerle bozulmasının sebebi asidik gazlar ,atmosferdeki duman,tozlar, mürekkepler veya imalatta kullanılan kimyasal maddelerdir.
-Zararlı gazların etkisiyle oluşan bozulmalar
-Taneciklerin kağıda etkileri
-Kuruyarak kırılganlaşmış kağıt eserler


ZARARLI GAZLARIN ETKİSİYLE OLUŞAN BOZULMALAR
Kükürtdioksit, nitrojenoksit,ozon kağıt koleksiyonlarını olumsuz etkileyen temel zararlı gazlardır.bu gazlar genellikle bağıl nem , ışık ve sıcaklık seviyesinin yüksek olduğu durumlarda bozulmaya uğramış eserlerde ortaya çıkar .kükürtdioksitin oksidasyonu sonucu sülfürik asit oluşur, nitrojendioksitte  sülfürik asitten daha güçlü olan nitrik  aside dönüşebilir ve  selülozun hidrolizine neden olur.diğer kirlilik maddeleri ise kağıdın yapısındaki malzemelerden kaynaklanmaktadır.hava kirliliği ve kağıdın bünyesindeki  maddeler nedeniyle kağıt kırgınlaşır ,esnekliğini yitirir, zayıflar ,çürür  ve lekelenir.hava kirliliğinin sonucu olan asitler aharlama malzemelerinin kimyasal kalıntıları, linyit içeren kağıt hamuru ,demir içeren mürekkepler ,paketleme ve depolamada kullanılan uygunsuz malzemeler ( dosyalar ,zarflar ,ahşap dolaplar )ve onarım amacıyla kullanılan yanlış malzemeler (yapıştırıcılar ,yapışkan bantlar ) söz konusu tahribata yol  açacaktır .

TANECİKLERİN KAĞIDA ETKİLERİ
Yüzey kirlenmesi  eserin yüzeyine yapışmış  her türlü  kiri içerir.toz daha çok objelerin yüzeyinde birikir.içerisinde asit oluşumuna  yol açabilecek  maddeler  olduğu gibi bazen   metal  iyonları da bulunur. Metal parçacıkları  içeriyorsa  kağıtta meydana gelen   kimyasal bozulmayı hızlandırır. Keskin tanecikler ( tozlar ve kirler ) kağıdı aşındırır.
Kağıt  yağlı tanecikleri   (egzoz dumanı  ,sigara dumanı ,yemek buharı )içine çeker. Kağıt lifleri kirlenerek küf ve böceklerin saldırısına  açık hale gelir.
Toz  liflerde nemi tutar  ve bu nemden dolayı küf oluşumunu  kolaylaştırır.

MİKROORGANİZMALAR
KAĞIT YAPIMINDA OLAN LİFLER  VE DİĞER ORGANİK  BİLEŞİKLER  (TUTKAL) mikroorganizmalar için  besin kaynağı oluştururlar.bundan dolayı da  kağıt  eselerde  çok sayıda  bakteri  ve mantar saptanmıştır.gelişmeleri  için  20- 30 c derece  sıcaklık ve  %90-100 oranında  bağıl neme  ihtiyaç  duyarlar. Ancak bazı türlerinin  bu  oranların altında da  oluşup  çoğalabildiği  bilinmektedir.


MANTARLAR
Isı ve nem  atmosferde her zaman  mevcut olan  mantar sporlarının  gelişmesi  ve üremesi için  temel faktörlerdir.mantar sporlarının kağıtla  teması durumunda  bitkisel liflerden oluşan  beyazımsı  bir tüylenme yapabilmeleri için sıcaklığın  22 c  derece bağıl nemin de  %65 in üzerine  çıkması gerekir.kağıt içindeki  organik bileşiklerden  ve  yapıştırıcılardan beslenirler  ve salgıladıkları salgılarla  renkli lekeler oluşmasını sağlarlar.
Mantar selülozu  yiyecek maddesi olarak  kullandığından  selüloz  ve hemiselüloz  parçalanır. Bu nedenle  kağıt  veya  yapıştırıcı  dayanıklılığın  %98ini kaybedecek   kadar  hasar  görebilir.
Küf mantarlarının  kitaplarda  misel  dokusu  oluşturmaları sonucu   sayfaların pek  çoğu  birbirine  yapışarak sertleşir ve  yaprakları çevirmek imkansızlaşır.ayrıca misellerin ve gelişme hücrelerinin kendi renkleri nedeniyle  kağıt  üzerinde  çeşitli  lekelenmeler  oluşur.
Değişik renklerde  ve büyüklükte  lif yumakları oluşur.
Küf kokusu hissedilir.
Liflerin,aharların  yapıştırıcıların kaplama malzemesinin  tüketilmesi sonucu  kağıtta   parçalanma ve yırtılmalar oluşur.
MANTAR TÜRLERİ
ASPOMYCETES
ADELONİYCETES
BASİDİOMYCETES

BİYOLOJİK  BOZULMA

BÖCEKLER

KİTAP KURDU : Hemen hemen  her cins  malzemeyi  yiyen kitap  kurtları (larvalar) kağıtların selülozu ile  beslenir.kitap sayfalarında veya kapağından  toz ve küçük yuvarlak delikler  kitap  kurdunun etkin  istilasının göstergesidir.


GÜMÜŞBALIĞI: Malzemenin özellikle  jelatin ve tutkal kullanılmış kısımlarına ,kağıdın yüzeyine ,bunlar üzerine yapılmış  çizim veya suluboya  tabakasına  geride hiçbir kemirme artığı bırakmadan zarar verir.nem ve sıcaklığı seven  bu koyu renkli böcek  ,yumurtalarını yırtıklara  ve çatlaklara  bırakır. Her şeyi yiyen ve kağıtta  en fazla tahribat yapan zararlıdır.%75 -100 bağıl nemde  yaşar.


HAMAM BÖCEKLERİ : Kitap ve dergi yapraklarını  , kağıt malzemeleri  ve parşömeni  yiyen böceklerdir.
Gümüşbalığı böceğinin  yaptığı hasara benzer  bir hasar verir ancak hamam böcekleri  geride  kemirme artığı bırakır.

KİTAP BİTİ: Bazen kitap kurtları ile  karıştırılan bu  açık renkli  küçük böcekler  kitap ciltlerindeki  tutkal ve nişastayı yiyerek beslenirler,fakat  çok küçük oldukları için az zarar verirler.


BEYAZ KARINCALAR/TERMİTLER: Ahşap  dokuları yemeyi  çok sevdiklerinden  kağıt ,tahta kutular ,kitaplar  ve  belgeler gibi  ağaç kökenli  veya selüloz  içeren her tür malzemeye  saldırırlar.açık havaya   çıkmaktan sakındıkları için, büyük hasar meydana  gelinceye kadar  fark edilmeleri zordur.

SİNEKLER: Çerçevelenmiş  ve muhafazalı eserlerde  sinek dışkıları kağıda  zarar  verir.



6 Ekim 2016 Perşembe

KAGIT

YAZI MALZEMELERİ
Kil tabletler, papirus, seramikler, taş parçaları, parşömen kağıt, deri, mürekkep malzemelerin  çeşitleri  ,yapımı, tarihsel gelişimi


M.Ö.  3 binden itibaren  Mısır’ın Nil  vadisinde  yetiştirilen  ve  cyprus  papirüs adı verilen  bitki ilk kağıt olarak tarihe geçmiştir.

Kağıdın tarihi : M.S  2.yy'da  Çin’de bir saray hizmetkarının   ağaç kabuğu, kenevir parçaları ,eski keten kumaşlar   ve balık ağlarını  kullanarak   kağıt elde  ettiği bilinir. M.S. 700 yıllarında İslam dünyası  kağıdı  tanımış ve  kağıt  üretmeye  başlamıştır.
Avrupa’da  kurulan fabrikalarda  kağıt  üretimi  pamuk ile  yapılmıştır.
Anadolu ise  ilk zamanlarda kağıt  ihtiyacını  diğer İslam ülkelerinden  sağlamakta idi. Osmanlıda  yerli  üretimin yanı sıra   doğu ve batı kaynaklı kağıtlarda kullanılmıştır.
Amasya,Bursa  ve İstanbul’da  çeşitli Kağıthaneler  kurulmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra  İZMİT SEKA fabrikası  kurulmuştur.

KAĞIT : Ana maddesi selüloz olan organik bir malzemedir.Selüloz doğada en çok rastlanan organik bileşiktir ve bütün bitkilerin ortalama %33'ünü oluşturur.Pamuğun%90, odunun ise %50'lik kısmı selülozdur. Kağıt yapımında kullanılacak bitkinin selüloz liflerinin serbest kalması için bitki elle veya makine yardımı ile çeşitli işlemlerden geçirilir.İşlem sonucunda elde edilen bulamaç eleklerden geçirilerek suyu akıtılır, preslenir ve kurutulur.
KAĞIDIN FİZİKSEL YAPISI
Yüzey mikroskobu ile incelendiğinde  kağıdın tek düze dümdüz olmadığı ince ve uzun liflerin düzensiz olarak dağıldığı ama bu liflerin birbirine sıkıca bağlı olduğu görülmektedir.bu yapıdan dolayı kağıtta belirli oranda gözeneklilik meydana gelmektedir.lif ağı arasındaki boşluklar kağıda hafiflik , esneklik ve sağlamlık kazandırır.


KAĞIDIN KİMYASAL YAPISI
Kimyasal olarak lifler  doğal bir polimer olan selülozdan oluşur.Selüloz bitkilerde hücre duvarını oluşturan esas yapı taşıdır.Selüloz molekülü bir  monosakkarid glikozdur.(c6 h12 o6) Belirsiz sayıda glikoz molekülü bir araya gelerek  oksijen köprüleriyle birbirine bağlanır ve uzun zincirler oluştururlar.Zincirlerin uzunluğu ve polimerizasyon derecesi kaynağına göre değişmekle beraber  ortalama 8000 -15000 molekül arasındadır.Selüloz zincirleri bir araya gelerek hidrojen bağlarıyla birbirlerine bağlanırlar ve mikrofiberleri oluştururlar.Zincirler arasında paralel olan kısımlar  kristalli bölgeleri oluştururlar.Ancak  kağıt hamuru hazırlanmadan önce liflerin ayrılması için bitkiler dövülürken veya paçavralar ufalanırken selüloz zincir molekülü de kısalmış olur .Kağıt hamuru sadece selülozdan ibaret değildir aynı zamanda da hemiselüloz da içerir.Hemiseliloz kimyasal yapısı itibariyle selüloza benzer ancak polimerizasyon derecesi daha düşüktür ve kristalli yapı göstermezler .Eğer kağıt yapımında kullanılan lifler ağaçlardan ( reçineli olan olmayan) elde  edilmiş ise kağıt daima bir miktar lignin kalıntısı içerir.Lignin ise karmaşık yapılı polifenol monomerlerden oluşur.düzgün ve daha emici yazı ve baskıya daha uygun bir yüzey elde edebilmek için çok küçük parçacıklar halinde mineraller talk ya da kaolin,karbonat ,kalsiyum,magnezyum karbonat ,gibi katkı maddeleri ilave ederek gözenekler kapatılır. Ancak bu maddeler kağıdın mekanik dayanıklılığını azaltmada önemli rol oynarlar.

KAĞIT YAPIMI
-pişirme
-temizleme
-dövme-parçalama
-elek
-presleme
-kurutma



Bitki sapları ve paçavralar  kaynatılır.
Kazandan  çıkan yarı hamur halindeki elyaf  bol su  ile  yıkanır.
Tamamen hamur haline  gelene kadar iyice dövülür.
Elde edilen hamur  kazanda sulandırılır.bambu tellerinden  yapılan  elek kazana daldırılır.
Eleğin üstündeki elyaf  keçeleşir  ve  suyu aşağı  akar.
Meyilli  bir yerde  kurumaya bırakılır.

KAĞIT ÇEŞİTLERİ
Çeşitli amaçlarla kullanılan kağıtlar ağırlıklarına (gramajına),kullanılan hamurun cinsi,yırtılma ve patlama dayanıklılığı,hammaddenin dövülme süresi ,kullanım alanları,ebatları gibi çeşitli özelliklerine bağlı olarak sınıflandırılabilir.Genel olarak yazı amaçlı ve  paketleme amaçlı olarak ya da kültürel ve endüstriyel amaçlı olarak iki farklı  grupta toplayabiliriz.





NEM VE BAGİL NEMİN ESERLER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ


Müze objelerinin korunmasında karşılaşılan pek çok sorunun kaynağını oluşturan su ortamda en yaygın biçimde nem halinde bulunmaktadır.Nemin varlığı kadar yokluğunn da tahribata yol açtığı bilinmekte, aşırı kuru ortam koşullarında özellikle organik objelerde çatlama , deformasyon ve küçülmeler şeklinde bozulmalar görülmektedir.Bunun yanı sıra, kompozit objelerde bir arada kullanılan ve farklı niteliklere sahip malzemenin neme karşı tepkilerinin farklı olacağı göz önüne alındığında, tahribat derecesinin büyüyeceği kesindir.Bu nedenle ortamdaki nem oranını kontrol altında tutabilmek için ilk yapılması gereken nem düzeyinin ölçümüdür.
Nem, havada gaz halinde bulunan suya verilen isimdir.Verilen hacim hava içindeki suyun ağırlığı şeklinde belirtilir ve mutlak nem olarak isimlendirilir.Su buharı ortamdan dışarı çıkmaz  ya da ortama su buharı girişi olmazsa bu değer değişmez.Ancak hava ısıtıldıkça taşıyabileceği su miktarı artar.Öte yandan belli bir sıcaklıkta birim havanın taşıdığı ve taşıyabileceği su buharı miktarı arasındaki ilişkiye dayanan bağıl nem, bu iki nem ölçümünün birbirine oranlanması sonucunda elde edilen değerin yü<de şeklinde ifade edilmesiyle ortaya çıkar.
Doyma noktasında bağıl nem %100'dür.Hava belirli bir sıcaklıkta taşıyabileceğinin yarısı kadar su buharı içeriyorsa bağıl nem %50'dir.Buna göre ortamdaki su buharının sabit kalması koşuluyla sıcaklık yükseldikçe bağıl nem düşecek, sıcaklık düştükçe bağıl nem yükselecektir.
Müze objelerinde koruma ve nemlenmenin gerçek nemden bağımsız olduğunu ve bağıl nemin etkisiyle gerçekleştiğini deneylerle kanıtlamak mümkündür.Nemli ortamlarda metal objeler korozyona uğrar,pişmemiş toprak eserler yumuşar ve dağılır, organik malzemeler şişer, dokuları zayıflar, üzerlerinde mikrobiyolojik bozulma görülür.Buna karşılık kuru ortamlarda pişmemiş pişmemiş toprak toz haline gelir, organik malzemeler çeker ve küçülür, sertleşir ve kırılganlaşır.Tuz içeren taş ve pişmiş toprak objeler ile bazı camlar da nem değişimlerine karşı duyarlıdır.Öte yandan yüksek nemin doğrudan etkisine ek olarak, diğer bozulma nedenlerini pekiştirici nitelikte olduğu da görülür.Çünkü suyun varlığı kimyasal ve biyolojik etkinliği olağan kılar.Eserlerin dış duvarlara ya da zemin döşemelerine doğrudan değmemesi sağlanırsa, sorunun çözümü havadaki nemin denetimi ile sağlanabilir.Bu nemin ise yapı içinde ve dışında çeşitli kaynakları vardır.
Su ortamda sıvı ve gaz halinde bulunmaktadır.Sıvı halden gaz haline geçiş buharlaşma, gaz halinden sıvı hale geçiş ise yoğuşma olarak adlandırılmaktadır.Havadaki nemin oluşumu değişik kaynaklara bağlıdır.
Dış kaynaklar: Yağmurlu iklim ve mevsimler, yakın çevredeki su kaynakları ve müze bahçesinde biriken suyun buharlaşması.
Duvarlar ve Çatı: Su boşaltım sistemindeki arızalar,duvar içerisindeki kılcal kanallar yoluyla su emilimi

Müze içindeki kaynaklar: Aşırı ıslak paspasla yapılan zemin temizliği,çok kalabalık ziyaretçi gruplarının nefesleri ve terlemesi,müze içerisinde yetersiz ısıtmadan kaynaklanan yoğuşma, onarım gerektiren ve su sızıntısına yol açan su ve ısıtma tesisatı

5 Ekim 2016 Çarşamba

Kap Formlari



Hydria: Biri dökmek için dik, ikisi ise kaldırmak amacıyla yatay üç kulba sahip, antik Yunan su testisidir.Silindir boynu, küre şeklinde gövdesi olan Hydria Korinth'ten alınmıştır.












Kalpis: Hydria tipinde, M.Ö 520 civarında görülen , sürekli bir gövde profili ve büzülmüş dudak biçiminde ağız profili gösteren antik kaptır.











Kantharos: Antik seramik formları arasında önem taşıyan, dikey kulplaı olan bir içki kabıdır.











Stamnos: Yiyecek, içecek ve özellikle şarap için kullanılan yüksek gövdeli, alçak boyunlu,yanlarda yatay kulplara sahip antik yunan kabıdır.















Krater : Yaygın gövdeli ve geniş ağızlı antik içki kabıdır.İçinde şarap ile su 
karıştırılırdı.Krater,gövdesinin biçimi ve kulplarına göre çeşitlere ayrılırdı.Sütunlu kraterler M.Ö. VII. yüzyıldan itibaren imal edilmişlerdir. M.Ö. 6 yüzyıllarda Attika bölgesindeki imalathanelerde kulpların volüt biçimini aldıkları görülür.Bu tipler volütlü krater olarak isimlendirilir.Çan krater ve kalix kraterde sık görülen biçimlerdendir.











Skyphos: Yatay iki kulbu olan, çukur bir fincana benzeyen düzgün kenarlı antik yunan içki kabıdır.
















Kylix: Açık ağızlı, çift kulplu, geniş karınlı antik yunan içki kabıdır.Ayaklı ve ayaksız olmak üzere iki çeşidi bulunur.

















Lekythos: Dar boyunlu, tek kulplu genellikle  parfüm ve yağ koymak için yapılmış Antik Yunan kabıdır.

















Pelike: Geniş karınlı , çift kulplu, bel veren bir profile sahip Antik Yunan kabıdır.













Oinochoe: Kraterden şarabı almak için kullanılan,tek kulplu , düz ya da yonca ağızlı olabilen, sürahiye benzer antik bir kaptır.














Alabastron: Antikite'de kadınların kullandığı dar boyunlu, uzun, kulpsuz veya kulaklı,küresel ya da sivri dipli küçük koku şişesidir.














Amphoriskos: Antik Yunanistan'da çok kullanılan, dibi sivri, düğme, topuz ya da kozalak gibi olan iki kulplu amphora tipinde bir kap türüdür.















Amphora: İki kulplu, dibi çoğunlukla sivri olan veya bir ayakla biten, zeytinyağı ve şarap gibi sıvılarla birlikte tahılı korumak ve taşımak için kullanılan antik kaptır.Kartaca,Rodos,Sakız amphoraları gibi çeşitleri vardır.















Aryballos: Evlerde kullanılan merrhem ve erkeklerin kullandığı parfüm yağı şişesidir.














Askos: Kemerli,kulplu,karın kısmı şişkin antik bir yağ kabıdır.












Depas Amphikypelon: İki kulplu bir tür antik içki kabıdır.














Lekane: Siyah figürün başlangıcında görülen formlardan, kurdele biçimin andırır kulpları olan derin bir çanaktır.













Kyathos: Tek ve yüksek bir kulbu olan, derin bir çay fincanına benzeyen , kraterden şarap almak için kullanılan antik bir kaptır.









Pyxis: Kadınların süs araçlarını sakladıkları kulpsuz bir kutudur.

4 Ekim 2016 Salı

3 Aylik Egitimle Restorator Olabilme Seçenegine Dur De!


Kümad – Kültürel mirası koruma & araştırma derneğinin sadece 3 aylık eğitimle profesyonel restoratör olabilme seçeneğine dur demek için başlattığı imza kampanyasına restorasyonkonservasyon.com olarak destek oluyoruz. Sizlerde bu imza kampanyasına destek olmak için aşağıdaki linki tıklayarak gerekli alanları doldurabilirsiniz.

3 aylık eğitimle restoratör olabilme seçeneğine dur demek için: https://goo.gl/MQ0iYS

KÜMAD tarafından yapılan açıklama ise şöyle;

Ülkemizdeki Taşınabilir Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım ile Kültür Varlıklarını Koruma Lisans Bölümleri ile Eser Koruma, Obje Konservasyonu gibi Önlisans Bölümlerinde Yazma eser, nadir eser, el yazması ya da kağıt konservasyonu gibi isimlerde işlenen derslerde Kağıt Restorasyonu/Konservasyonu eğitimi verilmektedir. Bu alanda eğitim almış yüzlerce işsiz mezun bulunmasına rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 3 aylık sertifika programı ile kağıt restoratörü yetiştirilmesini amaçlayan bir proje hazırlaması ve projeye göre bu kursiyerlerin devlet birimlerinde görevlendirilecek olması eserler başta olmak üzere Akademilere, Mezunlara ve Öğrencilere büyük haksızlıktır. Sertifika ile restoratör ünvanı verilmesine ve bu sertifikalar ile restorasyon yapılmasına, buna göz yumulmasına HAYIR